AMELİYAT SONRASI 2. AY-YENİ YAŞAMA ADAPTE OLMAK

Bu dönem artık normal yaşama geçtiğiniz, işe güce tam anlamıyla başlamış olduğunuz bir dönem oluyor. Her ne kadar vücudunuzda yağ yıkımı nedeniyle metabolik anlamda büyük bir çalkantı olsa da bunun dış yaşama yansıması o denli olmuyor. Hatta ilk ay hissettiğiniz halsizlik benzeri şeyler çoğunlukla ortadan kalkmış oluyor. Bu dönemde farkında olmanız gereken önemli bir ayrıntı kullandığınız ilaçlar olabilir. Çünkü hatırı sayılır bir kilo kaybınız olduğu için ameliyat öncesi kullandığınız ilaçlarınızda doz ayarlamasına gidilmesi gerekebilir. Özellikle bu durum tansiyon ilaçlarında sıklıkla gözlenir.  Bu ayda ayağa kalkınca baş dönmeleri yaşamaya başladıysanız ve tansiyon ilacı kullanıyorsanız, tansiyon için sizi takip eden doktorunuza danışmanız uygun olacaktır. Çünkü bu ameliyat sonrası kilo vermeyi takiben tansiyon ilaçlarında doz azaltımı hatta ilaç bırakılmasına gidilebiliyor.

Bu ayda artık kıyafetlerinizde değişime gitmek kaçınılmaz oluyor. Ben kilo aldığım dönem boyunca daralan kıyafetlerini saklayan bir “küflü çıkı” olarak, yeni kıyafet almadım. Geriye dönerek bulduğum kıyafetlerimi giymeye başladım. Ama sizin böyle bir kaynağınız yoksa alışveriş yapmak kaçınılmaz olacaktır. Bu dönemde giyim alışverişi yaparken dikkat etmeniz gereken, gaza gelip kendinize gardırop düzmeye kalkışmayın. Çünkü bu kilonuz da geçici ve kısa bir süre sonra aldıklarınız da üzerinizde emanet gibi duracak. Sadece birkaç hafta idare edebileceğiniz temel giysileri alın. Hatta olabildiğince “harc-ı alem” diye tabir edebileceğimiz uygun fiyatlı ve çok harcama gerektirmeyen kıyafetleri tercih edin ki birkaç hafta sonra kendileriyle vedalaşırken hala taksit ödüyor olmayın, ağır gelir 😉

Dışarıda yemek konusunu biraz yazmıştım ama burada da bahsedeyim biraz. Artık giderek dışarıda yemek konusunda tecrübe sahibi oluyor insan bu dönemlerde. Özellikle nerede, ne yenir konusunda kitap yazabilir konuma geliyorsunuz. Ev dışı yemek söz konusu olunca benim en zorlandığım kahvaltı konusu oluyor.  Çünkü kültürümüzde kahvaltı çoğunlukla karbonhidrat yani hamur işi ağırlıklı bir öğün olagelmiş. Taze ekmek, börek, poğaça, boyoz (İzmirlilerin vazgeçilmezi), bizim kahvaltı kültürümüzün başköşesinde oldukları için onlarsız kahvaltı biraz yavan geliyor insana. Ben de henüz tam alışabildiğimi söyleyemem. Hele hafta sonu arkadaşlarınızla brunch planlayıp gidip yediğiniz bir dilim peynir yarım yumurtaya açık büfe parası ödeyip çıkmak işin en acı tarafı oluyor. Aman, boş verini tıka basa yiyip ödediğiniz paranın hakkını verdiniz de ne oldu? Arada da böyle olsun.  Kahvaltı dışı öğünlerde genelde pek sıkıntı yok. Sadece mümkünse az porsiyon veya yarım olarak sipariş verin. Zaten ailecek gidiyorsanız ve artıklarınızı tırtıklamaya meraklılar varsa tam porsiyon alıp tabağınızı paylaştırabilirsiniz.

Yemek yerken su veya başka sıvı içmeme fikri bana çok zor geliyordu. Yemek yerken 3-5 bardak buzlu su içmeyi adet haline getirmiş biri olarak, ben buna alıştıysam siz de alışırsınız. Gazlı içecekler dostunuz değil, unutmayın. Midenizi balon gibi şişirip mide hacminizin genişlemesine neden olurlar. Onun dışında yoğun şekerli ve glikozlu sıvılar olmadıktan sonra başkaca bir içecek kısıtlılığım olmadı benim.

Giderek bu yaşam tarzını bir diyetten çok yaşam tarzına dönüştürmeye başladığınızı görüyorsunuz bu dönemde. Bu da işin keyif veren kısmı…

Macera devam ediyor.